Etiket

gezilecek yerler

Göz at

Fransa‘nın başkenti Paris‘in sembol yapılarından biri olan Notre Dame Katedrali, hem Fransa tarihinin bir sembolü, hem de Paris’in silüetinin vazgeçilmez bir parçası olarak niteleniyor. Ortaokulda iken gittiğim, Notre Dame’ın Kamburu karakterinden dolayı o yaşta bile ilgimi fazlasıyla çekmiş bu yapı ile ilgili biraz bilgi vermek istiyorum.

Paris’in kalbi olarak da anılan 850 yıllık görkemli katedralin yapımına 1163’te başlandı ve yapımı 200 yıla yakın sürdü. 1345’te bitirilen Notre Dame Katedrali, ismini Meryem Ana’dan alıyor. Ve her yıl 14 milyona yakın turist vitray pencerelerini ve uçan payandaları görmek için katedrale geliyor.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Notre Dame Katedrali, Hristiyanlık dünyası için büyük önem taşıyor. Seine Nehri’nde bulunan küçük bir adada yer alan katedral, İncil’den alıntıların bulunduğu kapıları, resimleri ve vitraylı cam tasarımları ile görkemli bir atmosfere sahip.

Fransız gotik eserlerinin en ünlülerinden biri olan ve bir çok Fransız katedralinin çiziminde örnek alınmış şaheser niteliğinde bir yapı.

Notre Dame Katedrali, Paris

6. Henry’nin krallık tahtına çıkışı, Napolyon’un imparator oluşu ve tarihte çok önemli yerleri olan şahsiyetlerin evlilikleri gibi birçok çok önemli olaya şahitlik eden katedralde Haçlı seferi döneminde savaşa giden askerlerin yola çıkmadan önce dizleri üzerine çöküp dua ettiği biliniyor.

Devrimcilerin bu muhteşem tapınağı yağmalayıp tahrip etmelerinin ardından, yeniden restore edilen katedralde sayısız defa güzelleştirme çalışmaları yapılmış.

15 Nisan 2019’da çıkan yangınla çatısının büyük bölümü tahrip olan katedral, dünyanın dört bir yanından toplanan bağışlarla kapsamlı bir restorasyon sürecine girdi. Bugün ise hem sanatsal hem de mimari açıdan ziyaretçileri büyüleyen bir atmosfer sunan katedralin, yangından önce çekilmiş fotoğraflarına bakarsanız, kulenin tepesinde bir horoz figürü görürsünüz. Yangında yok olan bu horoz figürü, tamamen dekoratif amaçlı değildi. 1935 yılında İsa’nın dikenli tacı, şehrin koruyucuları Aziz Denis ve Aziz Genevieve’ye ait parçalarından oluşan üç küçük kalıntı bu metal horozun içine yerleştirildi. Burada amaç, cemiyetin üyelerini korumak için bir tür paratoner oluşturmaktı deniyor.

Almanya’nın başkenti Berlin, kentin ortasından geçen Spree Nehri’nin iki kıyısında kurulmuş bir kent. 20. yüzyılın ikinci yarısından 1990’a kadar kenti Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye ayıran Berlin Duvarı ile anılsa da günümüzde doğallığı, farklı kültürleri kucaklayan hoşgörüsü, enerjisi ve dinamizmiyle zarif bir metropol. Şehrin tam ortasında kilometrelerce uzanan güzel parklar ve nefis bahçeler Berlin’in hiçbir zaman eskimeyeceğini gösteriyor.

Berlin, yüzlerce yıllık bir yerleşim yeri olarak köklü tarihinin kanıtlarını 20. yüzyıl tarihinden ince ayrıntılarla birleştiriyor. Mimarisi aslında Görkemli Prusya dönemi sarayları, Hitler devrinin soğuk binaları, soykırım günlerinin sembollü anıtları ve Soğuk Savaş yıllarını anımsatan duvar kalıntıları ve müzeleriyle şehrin geçmişe dair hikayesini de gözler önüne seriliyor.

1. Brandenburg Gate

Branderburg Gate (Brandenburg Kapısı), Berlin’de ayakta kalmayı başarabilmiş nadir yapılardan biri olarak başkentin en önemli simgelerinden. 1791’den bu yana kentin son iki yüzyıllık tarihine şahitlik eden yapı, II. Dünya Savaşında oldukça tahrip olsa da kentin bölünmüşlüğünün simgesiydi. Soğuk savaş boyunca Batı Berlin’de kalan Reichstag’ın aksine, Doğu Berlin topraklarındaydı.

Berlin Duvarının yıkıldığı 1989’dan sonra ise barış ve özgürlüğün, birleşmenin sembolüne dönüştü. Kuzeyinde Reichstag olduğu Brandenburg Gate, kentin önemli binalarına ev sahipliği yapan Pariser Platz’da yer alıyor. Her iki yanında altışar olmak üzere bir düzine kolona sahip olan kapının üzerinde doğuya dönük bir Quadriga Heykeli bulunuyor. Berlin gezilecek yerler arasında yer alan Hotel Adlon ve Akademie der Künste (Sanat Akademisi) de burada yer alıyor.

2. Reichstag

Reichstag (Parlamento Binası), tepesindeki cam kubbeden şehrin hareketliliğini, Berlinlilerin günlük koşuşturmasını kuş bakışı izleyebilirsiniz. Aynı şekilde Reichstag çevresindeki bir dizi kamu binaları olan Bundeskanzleramt (Federal Başbakanlık) ve Brandenburg Gate gibi yapıları da görme fırsatınız var.

3. Potsdam Meydanı

Potsdam Meydanı (Potsdamer Platz), Berlin’in eski kalbi ve en işlek meydanı. Brandenburg Kapısı ile Reichstag olarak bilinen Parlamento Binasının güneyinde, Tiergarten Parkı’nın ise güneydoğusunda bulunuyor. II. Dünya Savaşına kadar çok sayıda birbiriyle kesişen tramvay ve otobüs hattına ve ilk ışık sinyal sistemine sahip aynı ismi taşıyan uzak gar ile Avrupa’nın trafik açısından en zengin yerlerinden biri olmuş.

Duvarın yıkılmasıyla iş, eğlence ve alışveriş merkezlerinin birbiri ardına açılarak renklendirdiği meydan, özellikle geceleri bir yıldız gibi ışıl ışıl parlıyor. 1989’dan sonra tamamen değişen meydan, günümüzde yüksek binaların ve sayısız dükkân, mağaza ve ofislerin yer aldığı bir merkeze dönüştü. Meydanın en ünlü yapısı ise hiç kuşkusuz Berlin’in de simge yapılarından biri haline gelen Sony Center.

Konya gezilecek yerler listesinde son yıllarda ilk sıralarda yer alan Konya Tropikal Kelebek Bahçesi.

İçeriye adım attığınız ilk andan itibaren etrafınızı kelebekler sarıyor. Sağda solda uçuşan, üzerinize konan, insanların varlığını umursamadan salınan binlerce kelebek. 

Tropikal Kelebek Bahçesi’nde çok güzel bitkiler, serbestçe uçuşan rengarenk kelebekler, kelebek olmayı bekleyen kozalar ve papağanlar var. O kelebeklerin naif kanatlarındaki desenlere hayran kalmamak elde değil. Özellikle çocuklar için inanılmaz bir deneyim. Bahçeyi gezdikten sonra kelebeklerin yaşam döngüsünü gösteren bir bölüm var. Ayrıca böcek sineması ve böcek köyü de ilgililer için oldukça bilgilendirici. Sadece tropikal bir ortam olduğu için içerisi aşırı sıcak ve nemli. 30 derecenin üzerinde sıcaklık ve %60’ın üzeri nem var. 

Avrupa’nın en büyük tropikal kelebek bahçesi olarak geçen tesis 2015 yılında Selçuklu Belediyesi tarafından açılmış. 1.600 m2’lik kelebek uçuş alanı 15 tür kelebeğe doğal yaşam alanı sunmakta iken bahçede 98 türe ait 20.000 adet bitki bulunmakta imiş.

Kelebek şeklinde yapılan ve üzeri cam çatı ile kaplanan bina, 2018 yılında Sign Of The City Kamu Binaları katogorisinde Türkiye’nin En İyi Mimari Tasarım Ödülü’nü kazanmış. 

Kapalı alanın dışında çocukların oldukça eğlenceli vakit geçirebileceği çok büyük bir park var. Parkın bir kısmı survivor parkuru gibi tasarlanmış. Halatlar, tırmanma duvarı, büyük kuleler, uzun kaydıraklar ve asma köprüler bulunmakta. 

Bizim gibi yazın gidenler için çok bunaltıcı olsa da çocuğunuzla kesinlikle görülmesi gereken bir yer diye düşünüyorum.

Daha fazla bilgi almak isterseniz resmi sitesi: https://www.konyakelebeklervadisi.com/ 

 

Konya Tropikal Kelebek Bahçesi Giriş Ücretleri 2020

Tam 17,50 TL
Öğrenci 17,50 TL
 
0-6 yaş çocuklardan ücret alınmıyor.
6-14 yaş arası çocuklar 5 TL.
 

Konya Tropikal Kelebek Bahçesi Çalışma Saatleri

Hafta İçi 09:00 – 17:00 (Pazartesi günleri kapalıdır.)
Hafta Sonu 09:00 – 17:00

 

Likya yolu’nun en uğrak noktalarından bir tanesi olan Gelidonya Feneri nerede, Gelidonya Feneri’ne nasıl ve ne zaman gidilir,  sorularının yanıtlarını okumaya ve muhteşem manzaralı fotoğrafları okumaya başlamadan önce çayınızı kahvenizi alın gelin. Bekliyorum.

Gelidonya Feneri Likya yolu üstündeki en güzel noktalardan bir tanesi. Denizden 227 metre yükseklikte bulunan fener manzarasıyla adından söz ettirse de, ters akıntıların bulunduğu Beş Adalar’da denizcilere yol gösteriyor. Yüzyıllar boyunca denizcilerin korkulu rüyası haline gelmiş olan bölgede bir çok deniz kazası mevcut. Hatta Bodrum Kalesi’nin içerisinde sergilenen batık Gelidonya’da bulunmuştur. 30 m.de derinlikte M.Ö. 1200 yıllarında tarihlendirilen bir Suriye Ticaret gemisidir. Dünyanın ilk bilimsel su altı kazısıdır. 1960 yılında yapılmıştır.* Tarihten bu yana gerçekleşen kazalar sonucunda, bölgeyi daha güvenli bir hale getirmek için 1934 yılında Gelidonya Feneri’nin inşaasına başlanmış, 1936’da ise hizmete açılmıştır. O günden bugüne Demirci ailesinin özverili çalışmaları ile fener denizcilere yol göstermeye devam ediyor.

Şans bu ya, oradayken fenerin sorumlusu ile karşılaştık, feneri kontrole ve tamiratları bitirmeye gelmişti.  Hemen merak ettiğim soruları yönelttim. Sağ olsun kırmadan, sıkılmadan, sıcakkanlılıkla yanıtladı. İlk olarak dedesi fenerde yaşamaya ve çalışmaya başlamış, tabii o dönemlerde fener gaz yağı ile yanıyor, sönüyor. Epey iş. Dedesinin vefatının ardından babası ve en sonunda kendisine kalmış görev. Şu an güneş enerjisi ile çalışıyor fener ama tabii sık sık gelip kontrolleri yapılıyor.

Fenere sadece yürüyerek gidilebiliyor ve o yüzden oraya bir alet çantası taşımak bile sıkıntılı iken hayatı nasıl idame ettiklerini merak ettim. En merak ettiğim şey ise su sorunu idi. Fenerde iki tane sarnıç bulunuyor. Bunlardan birisi dışarıda toplanan su kullanım suyu olarak kullanıyor, diğeri ise fenerin altında, burada çatıdan akan yağmur suları toplanıyor ve içme suyu oluyor. Giden herkes fenerde yaşamayı hayal etse de, epey zor koşullar şehrin konforuna alışanlar için.

Gelidonya burnunun ucuna gidince hem Beş Adalar’ı hem de sol tarafta Sulu Ada’yı görmek mümkün. Fenerin biraz daha yukarısına ağaçlık kısım ise fotoğraf çekmek için ideal.